Prensesler Günü Hangi? Bir Eleştiri Yazısı
İzmir’de, güneşin biraz fazla parladığı günlerden birinde, sosyal medya akışımda “Prensesler Günü” ile ilgili paylaşım gördüm. Cidden! 21 Şubat’ta kutlanan bir gün olduğunu öğrenince bir an durakladım. Hani, bir şeyi kutlamak için gerçekten bir anlamı olması gerekmez mi? Tabii ki sevdiğiniz bir şeyin ya da kutlamak istediğiniz bir ideolojinin arkasında durmak doğal. Ama “Prensesler Günü” dediğimizde, neyi kutluyoruz tam olarak? Disney’in tükenmiş karakterlerinden birini mi? Ya da sadece güzellik ve şatafat mı? Gerçekten anlamadım ve eminim yalnız değilim. Biraz cesur bir bakış açısıyla, bu günü neden kutladığımızı ve ne kadar anlamlı olduğunu sorgulamak istiyorum. Çünkü bazı şeyler sadece süslü, pembe bir kutunun içinde duruyor, ama gerçekten içinde ne olduğunu hiç sorgulamıyoruz.
Prensesler Günü Neden Var? Kendisini Hak Edebilecek Mi?
21 Şubat’ta Prensesler Günü’nü kutlayan insanlar, çoğunlukla Disney prenseslerinin pek çok filmdeki tüy gibi hafif yaşamlarını idol alıyorlar. Ama durun, önce bir duralım. Bu karakterler, esasen neyi temsil ediyor? “Mutlu son”ları? “Beyaz atlı prens”leri? Hayatını bir adamın gelmesini bekleyerek geçiren ve sonuçta mutluluğu ona bağımlı bir şekilde bulan, pasif bir karaktere sahip olan prensesler var karşımızda. Öyle değil mi? Belle, Ariel, Aurora… Ne farkları var? Yüzlerce yıl öncesinin prenses imajlarını, 21. yüzyılın kadın kimliğine nasıl adapte ediyoruz?
Tabii ki, bunların “masal” olduğunu hepimiz biliyoruz ama Prensesler Günü’nün yaratılmasındaki derinlik ya da gündem nedir? Toplumun kadınlara dayattığı idealize edilmiş bir güzellik algısı, prenseslikle ilişkilendirilmiş. Çünkü prenses olmak demek, güzel, nazik, naif ve erkeklerin elinden tutması gereken bir varlık demek. Sadece bu kadar mı? Bence değil. Prensesler Günü’nün arkasındaki en büyük sorun, kadınları bir şablona sokmaya çalışmak ve bu şablonun da tüm dünyada bir tür evrensel “mutluluk” olarak sunulması. Hem de kadınların sesini yeterince duymadan!
Güçlü Yönler: Gülümseme, Renkler ve Neşe
Şimdi biraz daha olumlu taraftan bakmaya çalışalım. Bir günü kutlamak, eğlenmek, biraz neşelenmek kötü mü? Tabii ki değil. Gülümsemek, renkli, eğlenceli ve saf bir şeyler görmek – özellikle çocuklar için – her zaman tatlı ve sevilesidir. Onlar bu tür şeylerden mutlu oluyorsa, hepimiz için bir anlamı vardır. Disney prenseslerinin iyi tarafı, hayal gücünü canlandırmaları, renkli ve fantastik dünyaların kapılarını aralamalarıdır. Çocuklar, masallar sayesinde eğlenir ve bu tarz “kahraman” karakterlerle özdeşim kurar. Her şeyden önce, onların basit ve saf bir şekilde eğlenmesi bence önemli.
O zaman belki de Prensesler Günü’nü kutlayanlar, sadece eğlenmek ve biraz masalsı dünyaya kaçmak istiyordur. Her gün işe gitmek, ev işleri yapmak ve sosyal sorumluluklar arasında kaybolmuşken, bir anlık da olsa “masal” bir gün geçirmek hiç de kötü bir fikir değil. Sonuçta hepimizin bir miktar kaçışa ihtiyacı var, değil mi?
Biraz Eğlence Fena Olmaz, Ama Nerede Durmalı?
Peki ama, Prensesler Günü’nün kutlanması, sadece eğlence amacıyla mı olmalı? Bir noktada, bu tip kutlamalar çok daha derin ve kritik bir soruya yol açıyor: Toplumdaki kadın imajı ve kadın kimliği nasıl şekillendiriliyor? Bu masalsı kutlamalar, gerçek dünya ile ne kadar örtüşüyor? Prenses olmak, sadece pembe elbiseler içinde bir “güzel” olmak mıdır? Bence burada biraz daha sorgulayıcı olmak gerekiyor. Çocukları eğlendirmek çok güzel, ama yetişkinleri de buna inandırmak ya da bunu kutlamak, bence biraz sorunlu. Neyse ki, günümüzde kadın figürleri masallarda çok daha farklı şekillerde sunuluyor, ama 21. yüzyılın kadınları hala pek çok yerde bu tip masalsı kalıplarla karşılaşıyor.
Prensesler Günü’nün Zayıf Yönleri: Klasik Stereotiplere Dönüş
Prensesler Günü’nün temel sorunlarından biri, modern dünyada kadına biçilen stereotipleri tekrar etmesidir. Hadi, masallar biraz eğlenceli olabilir, kabul ediyorum. Fakat, bu kutlama sadece prenseslerle sınırlı kalmamalı. Aslında kutlanması gereken şey, kadınların özgürlüğü, kendi kimliklerini bulmalarına olanak tanınması, aktif bir şekilde kendi hikayelerini yazabilmeleridir. Ama ne yazık ki, hala prenses olmanın en büyük hedef olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ve biz bunu kutluyoruz. Bunu kutlamak yerine, bir kadının sadece fiziksel değil, zihinsel ve duygusal olarak güçlü olmasını kutlasak, çok daha ileriye gitmiş olur muyuz?
Bir diğer zayıf yön de, prenses kültürünün “ideal kadın” kavramını şekillendirmesidir. Bu, bizi geri götüren bir düşünce yapısı yaratabilir. Kadınlar, şefkatli, güzel, ama pasif olmak zorunda mı? Herkesin düşündüğü bu olmayabilir, ama buna inandırılmak, hala toplumsal normların bir parçası. Prensesler Günü, kadınların sadece “güzel” ya da “nazik” olmakla tanımlanmasını pekiştirebilir. Peki ya kadınlar cesur, lider ya da savaşçı olmak istiyorlarsa? Onları neden masal dünyasında sıkıştıralım?
Kendi Prensesliğimizi İnşa Etmeli Miyiz?
Günümüz kadınlarının “prenses” olma hayalini biraz sorgulamamız gerekiyor. Gerçek prenseslik, kendi kararlarımızı verebilmek ve kendi hayatımızı yönetebilmek değil midir? Düşünsenize, kendi prensesliğimizi inşa etmek istemez miydik? Ya da sadece Disney’in gözlükleriyle değil, özgün bir kimlikle hayata bakmayı? Belki de kendi prensesliğimizi kutlamak, dışarıdan gelen bir ideal yerine, içsel gücümüzü tanımakla başlar. Prensesler Günü’nün sadece eğlencelik bir kutlama olarak kalmaması gerektiği kesin.
Sonuç: Bir Gün Değil, Sürekli Olmalı
Sonuçta, Prensesler Günü’nün eğlenceli, masalsı ve rengarenk tarafları elbette var. Ama bunu kutlarken, aynı zamanda kadının güçlü, bağımsız, zeki ve cesur tarafını da kutlamalıyız. Çünkü gerçek prensesler, pembe elbiselerle değil, dünyada fark yaratan, kendi yaşamını yönlendiren, başkalarına ilham veren kadınlardır. Bu günü kutlamak, sadece eğlencelik değil, bir anlam ifade etmeli. Kendi içimizdeki gerçek prensesi keşfetmeye ne dersiniz?