Sakız mı Midilli mi? Güç, İktidar ve Siyaset Bilimi Üzerine Bir Analiz
Bir haritada iki adaya baktığımda bile zihnim “Sakız mı Midilli mi?” diye sorularla dolup taşar. Teknik olarak bu soru bir tercih gibi görülebilir. Fakat siyaset bilimi perspektifiyle yaklaşınca görüyorum ki bu iki ada bize güç ilişkileri, kurumlar, meşruiyet, yurttaşlık, ideolojiler ve demokrasi gibi kavramları düşünmemiz için birer laboratuvar sunuyor. Sakız (Chios) ve Midilli (Lesbos), yalnızca Ege Denizi’ndeki iki kara parçası değil; tarihsel çatışmaların, devlet inşasının ve küresel siyasetin kesişim noktasında yer alan toplumsal düğümlerdir.
Ben bu yazıya “hangisi daha önemli?” gibi basit bir soru yerine, “bu iki adanın politik ikonografi ve güç ilişkileri nasıl yapılandırıyor?” sorusuyla başlamak istiyorum. Çünkü siyasetin özü burada: farklı aktörlerin birbirine meydan okuması, kendini ifade etme biçimleri ve katılım süreçlerinin nasıl tanımlandığıdır.
Coğrafya, Tarih ve Siyasetin Kesişimi
Sakız Adası ve Midilli Adası, coğrafi olarak Anadolu kıyılarına çok yakın olmalarıyla stratejik öneme sahip olmuşlardır. Midilli, tarih boyunca Antik Yunan’dan Perslere, Roma ve Bizans’tan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar pek çok egemenlik formunu deneyimlemiş ve 1912’de modern Yunanistan sınırlarına dahil olmuştur. Adanın bu uzun tarihi, hem yerel kimliklerin şekillenmesini hem de ulus-devlet inşa süreçlerini derinden etkilemiştir. ([lozanmubadilleri.org.tr][1])
Sakız Adası da benzer bir tarihsel yolculuk yaşamış, Osmanlı hakimiyeti dönemindeki özel statüsü ve Ceneviz ticaret ağlarına entegrasyonu ile kendine has siyasi dinamikler geliştirmiştir. ([TDV İslâm Ansiklopedisi][2])
Bu tarih bize iki şeyi gösterir:
1. Sınırlar ve egemenlikler sabit değildir, tarih boyunca değişir.
2. Toplumsal meşruiyet çoğu zaman bu değişim süreçlerinde yeniden tanımlanır.
İktidarın Kıyısında: Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Yerel Devletler
Günümüzde Midilli, Avrupa’nın göç krizinin bir numaralı yüzlerinden biridir. 2015 sonrası dönemde, binlerce insan Türkiye’den Avrupa’ya deniz yoluyla ulaşırken Midilli kıyıları “umut kapısı” haline geldi. Ancak bu deneyim, Avrupa Birliği’nin göç politikalarıyla doğrudan çakıştı ve sınır politikaları sertleşti. ([Euro Weekly News][3])
Burada siyaset bilimci için önemli olan, meşruiyet ve devlet gücünün sınırda nasıl tezahür ettiğidir:
“Sığınmacılar mı tehdit, yoksa haklar mı?”
Yunan hükümeti, göç politikalarını “yaklaşan bir istilâ” olarak nitelendirirken, insan hakları savunucuları, bu yaklaşımın meşruiyet krizine yol açtığını söylüyor. ([Al-Monitor][4]) Bu durumda devlet, yurttaşlık kavramını yalnızca ulusal seçmenlere ilişkin bir hak olarak mı tanımlıyor, yoksa daha geniş bir insanî yaklaşımla mı çerçeveliyor?
Sakız Adası’nda da benzer bir dinamik var; göçmenlerin barındırıldığı kapalı ve yoğun gözetim altındaki merkezler, devletin güvenlik gerekçesiyle meşruiyetini tartışmaya açıyor. ([R.S.A.][5])
İdeolojiler ve Yerel Siyaset
Siyasetin ideolojik yüzü, bu adalarda yaşayan toplumların günlük yaşamına doğrudan nüfuz eder. Midilli’de yürütülen yerel politika, ulusal Yunan siyasi partilerinin etkileriyle şekillenirken, Sakız’da sosyo‑politik kimlikler farklı bir tarihsel arkaplanda gelişti.
Katılım ve Yerel Siyasetin Rolü
Midilli ve Sakız’da yaşayan yurttaşlar, yerel seçimlerde farklı partilere oy verirler; bu, yerel meselelerin ulusal ideolojilerle etkileşimini gözler önüne serer. Adada doğan ve siyasal süreçlere dahil olan politikacıların varlığı, yerel siyasetin ne kadar dinamik olduğunu gösterir. Örneğin, Sakız doğumlu bazı milletvekillerinin ulusal parlamentoda aktif rol alması, yerel aktörlerin katılım süreçlerine nasıl entegre olduğunu gösterir. ([Wikipedia][6])
Demokrasiyi salt sandıklarla sınırlamak yerine, yurttaşların kamu politikalarına doğrudan katkılarını tartışmak gerek. Her iki adada da bu katkı, göçmen krizine verilen tepkiler ve kamu politikalarının şekillenmesinde önemli rol oynuyor.
İktidar, Kimlik ve Sınır Politikaları
Midilli’nin kimliğini anlamak için sadece demografik veriler yetmez; buradaki sınır politikaları, göçmenlerin yaşam deneyimleri ve adanın kimlik algısı bu kimliği sürekli yeniden kurar. Özellikle Moria’nın yıkılması sonrası kurulan geçici kamp ve devamında Kara Tepe gibi merkezler, adayı uluslararası göç politikalarının bir göstergesi hâline getirdi. ([Wikipedia][7])
Bu örnek, bizlere siyasette devletin “koruyucu” rolü ile bireylerin “hak talepleri” arasındaki çelişkiyi öğretir. Bir devlet, sınırlarını korurken aynı zamanda evrensel insan haklarını nasıl korur? Bu çelişki modern devletin en temel sorunlarından biridir.
Provokatif Bir Soru: Egemenlik mi, Empati mi?
Sakız ve Midilli arasında politik farkları tartışırken, okuyucuya yöneltilmesi gereken temel soru şu olabilir:
Bir devletin egemenlik ve sınır güvenliği öncelikleri ile insanî kaygılar arasındaki denge nasıl kurulmalı?
Bu sorunun yanıtı, yalnızca siyaset bilimci için değil, günlük yurttaşlık bilinci taşıyan herkes için önemlidir. Çoğu zaman ulusal güvenlik söylemleri, göçmenlerin insanî haklarının önüne geçer. Oysa farklı perspektiflerde yurttaşlık, yalnızca seçmenlerin oy hakkı değil, aynı zamanda insanî güven ve yaşam hakkının da ifadesidir.
Güncel Siyasal Olaylar ve Karşılaştırmalı Örnekler
2015 göç krizinden bu yana Midilli’de yaşananlar, Avrupa’nın göç politikalarının bir özetidir. Başlangıçta adanın sakinleri göçmenlere sıcak davranmış; fakat bu durum, Avrupa Birliği’nin göç yükünü paylaşmama politikasıyla birlikte yerini sertleşen sınır kontrollerine bırakmıştır. ([Euro Weekly News][3])
Öte yandan Sakız Adası’nda da benzer zor gerçekler var. Kapalı kontrol merkezleri gibi yeni göçmen politikaları, yerel halkın tepkileriyle iç içe geçiyor. Bazı bölgelerde yerel halk, bu merkezlerin inşasına karşı çıkıyor ve insanî değerlerin korunmasını talep ediyor. ([R.S.A.][5])
Bu iki ada bize şunu gösteriyor: Demokratik katılım, yalnızca oy vermekle sınırlı değildir. Katılım aynı zamanda kamu politikalarına eleştirel bakmayı, farklı sesleri duyurmayı ve devletin gücünü sorgulamayı da içerir.
Sonuç: Siyasetin Adalardaki Yansımaları
“Sakız mı Midilli mi?” diye basit bir soruyla başlayan bu yazı, aslında derin bir soru ortaya koyuyor: Gücün sınırları ile insanî değerlerin sınırları nasıl kesişir? Her iki ada da tarihsel süreçler, egemenlik değişimleri, ideolojik mücadeleler ve modern devletin meşruiyet arayışının canlı örneklerini sunuyor.
Midilli’nin göçmen krizinde uluslararası siyasetin bir sahnesi hâline gelmesi ve Sakız’da yerel siyasetin ulusal siyasete entegre olması, bize devletin ne yapması gerektiği konusundaki çelişkileri hatırlatıyor. Bu bağlamda ben şu soruyu okuyucuya bırakıyorum:
Demokrasi; sadece seçim sandıklarıyla mı ifade edilir, yoksa kamusal tartışma süreçlerine aktif katılımla mı?
Bu sorunun yanıtı, yalnızca Sakız ve Midilli için değil, tüm modern toplumlar için kritik önemdedir.
[1]: “Lozan Mubadilleri » Midilli Adası”
[2]: “SAKIZ ADASI – TDV İslâm Ansiklopedisi”
[3]: “Lesbos burns again: Europe’s refugee crisis « Euro Weekly News”
[4]: “On Europe’s hardened frontier, Greek island keeps migrants at bay”
[5]: “What is happening today in the refugee structures on the Aegean islands”
[6]: “Elpida Tsouri”
[7]: “Moria refugee camp”